Frankeştayn olarak da adlandırılan genetik olarak “kurcalanmış” tohumlarla ilgili yasa tasarısı sonunda Başbakanlığa geldi. Önümüzdeki günlerde TBMM geleceğimizle ilgili çok kritik bir karar verecek. Genleri değiştirilmiş tohumların ülkemize girişi yasallaşırsa bizleri karanlık bir gelecek bekliyor!
“Frankeştayn tohum” ve “ebter tohum” olarak bilinen tohumlar, uluslararası dev tohum şirketlerinin, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi “baba” kuruluşların ve biyoteknoloji şirketlerinin zoruyla ülkemize dayatılıyor.
“Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” ismiyle görüşülen metin kabul edilirse bu tohumların ülkemizde ithali, ekimi, dikimi ve tüketimi serbest kalacak. Ne acıdır ki, muhalefet partilerinden bile bu tasarıya karşı çıkan henüz yok. Yasa tasarısı kamuoyu ile paylaşılmadan, büyük bir gizlilik içinde, derin manevralarla yasalaştırılmak isteniyor.
Genleri değiştirilmiş tohum nedir?
Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “genetiği değiştirilmiş organizma (GDO)” diyoruz.
Gen aktarımı kendi türü dışından gerçekleştirilmiş ise bu canlıya “transgenik” diyoruz.
Ancak tüm bu tabirler tüketicide tedirginlik oluşturduğundan sermaye daha sevimli bir hitap şekli buldu: “Biyoteknoloji ürünleri”!
Bilim doğanın yapmadığı şeyi yapmaya ve farklı türler arasında aktarımlar gerçekleştirmeye başladı. Asıl sorun, doğaya ve insan sağlığına etkilerini yeterince araştırmadan bunları doğaya saldı ve tüketime sundu.
Avrupa Birliği genleri değiştirilmiş tohumları reddediyor
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, Biyogüvenlik Kanun tasarısında önerilen sistemin AB sistemi ile benzerlik göstereceğini ifade etti.
Oysa AB ülkeleri, insana ve çevreye verdiği zararlar nedeniyle 1998-2004 yılları arasında hiçbir genetiği değiştirilmiş ürünün ithaline onay vermedi. Bu nedenle ABD, Avrupa ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne şikâyet etti. ABD diplomatlarının ve DTÖ’nün çeşitli dayatmaları ile AB 2005 yılında 11 çeşit GDO’lu tohumun ekilmesine razı oldu. Fransa, Almanya, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti küçük alanlarda ticari ekime başladılar.
Bugün ise sadece 6 Avrupa ülkesinde, yalnızca bir çeşit mısırın (MON 810 kod numaralı mısır) ekilmesine izin veriliyor. O da sadece “hayvan yemi” olarak kullanılabiliyor. Son 4 yılda AB ülkelerinde GDO ekim alanları %35 küçülmüş durumda.
AB sınırlarına ancak 7-8 çeşit GDO’lu hammadde girebiliyor. Endüstriyel gıda ürünlerinin içeriğinde en fazla binde 9 oranında GDO’lu hammadde bulunabiliyor. Bu da ürün etiketinde belirtilmek zorunda. AB halkının %71’i GDO’lu gıdalar tüketmek istemiyor.
Fransa, çevre ve insan sağlığı konusunda yeterli araştırma bulunmaması nedeniyle GDO mısır çeşidinin ulusal sınırları içinde ekilmesini 2008 yılı içinde yasakladı.
Almanya 2009 yılında, hayvanlarına dahi yedirmek istemediği için topraklarında GDO tohum ekilemeyeceği kararını aldı. GDO tohum üreticisi Monsanto ise, Alman hükümetine dava açtı.
GDO ile genetik kıyamet
Genetik müdahaleye maruz kalmış tohumların uzun vadede sebep olacağı değişiklikler “genetik kıyamet” olarak yorumlanıyor:
GDO tohum ekilmiş toprak üzerinde uzun yıllar başka hiçbir ürün yetişmiyor.
GDO tohum, kendisinden başka bitkilerin yaşama şansını azaltıyor; kendisini yiyen böcek, kuş gibi canlıların hayatını tehlikeye sokuyor.
GDO tohumların polenleri rüzgâr ve arılarla kilometrelerce genişliğinde bir alana yayılabiliyorlar. Doğal tohumlar bu polenlerle döllenerek kontamine olabiliyor. Örneğin mısırın gen merkezi Latin Amerika’da GDO mısır ekiliyor. Meksika’da, en ücra dağ köylerindeki yerli mısır tohumlarının bile genlerinde değişiklik olduğu saptandı.
Anadolu birçok bitkinin, baklagil türünün ve buğdayın gen merkezi konumunda. Burada ekilecek bu türlerin akrabası bir GDO tohum binlerce yıllık genetik mirasımızı yok edebilir.
Çiftçi GDO tohumdan bir sonraki sene için “tohumluk” ayıramaz. Her sene yüksek fiyatlı GDO tohum satın almak zorunda kalır. Küçük çiftçilerin yıllarca sürecek bu sisteme dayanamayacakları ve iflas edecekleri tahmin edilmektedir. Bu şekilde GDO pamuk eken Hintli küçük çiftçilerden çoğu iflas etti. Aralarından canlarına kıyanlar oldu.
Tohum piyasası birkaç şirketin elinde olacak ve dünya nüfusunu istedikleri gibi yönlendirebileceklerdir. Ekonomik olarak “dışa bağımlı” olmamız söz konusudur.
Kimi GDO tohumların insanlarda alerjiye sebep olduğu biliniyor. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar kanserojen etkisinin olduğunu ve fareleri kısırlaştırdığını gösterdi.
Sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusudur.
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek GDO tohumların bebek mamalarında kullanılmayacağını söyleyerek haklılığımızı teyit ediyor. Bebeklere zarar veren tohum, onu emziren anneye zarar vermeyecek midir?
William Engdahl’a göre bu tohumlar “istenmeyen ırkları kısırlaştırma” planının bir parçası.
Allah’ın yarattığı canlılara bir müdahale söz konusu olduğu için bu tohumlara şeytani vasıflar da yakıştırılmaktadır.
Bir lobi bu tohumları Türkiye’ye sokmak istiyor
Bir lobi, Türkiye’de bu tohumların yasallaşması için büyük gayret gösteriyor. Biyoteknoloji şirketlerinin finansmanıyla konuşan kimi bilim adamları GDO tohumların dünyada açlığa çare olduğunu; daha az tarım ilacı kullanıldığını, daha fazla verim alındığını iddia ediyorlar.
Gerçekler ise bambaşka. Bu ürünler 1996 yılından beri ticari olarak yaygın fakat aç insan sayısı gittikçe artıyor. GDO soyada yüzde 9 daha düşük verim alınıyor. ABD, GDO’lu tarımda daha fazla tarım ilacı kullanıyor.
Bağımsız bilim insanları ise GDO’lu ürünlerin zararlı olduğunu ve insanlığı bir felakete sürükleyeceğini ifade ediyorlar. Prof. Ignacio Chapela, Prof. Dr. Şeminur Topal gibi bilim insanları yaptıkları açıklamalarla işlerinden, araştırma laboratuarlarından oluyorlar.
Bu lobi, tonlarca GDO mısırı ve soya fasulyesini ülkemize sokuyor. Mısır 700, soya ise 900 çeşit gıda maddesi (şekerleme, asitli içecek, çocuk maması, sebze püresi, cips, bisküvi, çikolata, vb.) içinde kullanılır. Gıda ürünleri için ithal edilen hammaddeler Türkiye sınırlarında hiçbir denetime tabi tutulmuyor.
Gene aynı lobinin marifetiyle 1998-2000 yılları arasında GDO’lu ürünlerin Çukurova ve Nazilli’de deneme ekimleri yapıldı.
Tasarının hazırlık süreci ile ilgili toplantılara GDO’lu ürünleri reddeden tüketici temsilcileri davet bile edilmezken, ABD’li Monsanto’nun yetkilileri, toplantılara resmi davetli olarak katılmış. Hatta Tarım Bakanlığı’nın test çalışmalarında Monsanto, Pioneer ve Deltapine isimli yabancı tohum firmaları da yer almış.
GDO tohum, sadece kendisini üretenlere (Monsanto, Cargill, Hazera, Pioneer, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta) hizmet ediyor.
Ayrıntılı bilgi için:
William Engdahl: Ölüm Tohumları
Mebruke Bayram: Gıdalar, Ambalajlar, Silahlar ve Açlar
Son yılların en kapsamlı Filistin konferansı İstanbul’da yapılacak. İslam ülkelerinden çok sayıda katılımın olacağı konferansın açılışı Mescid-i Aksa’dan canlı olarak okutulacak olan Kur’an-ı Kerim ile başlayacak.
İstanbul’da Filistin konusunda son yılların en kapsamlı konferansı yapılacak. 22 Mayıs’ta Beylikdüzü Kaya Ramada Otel’de düzenlenecek olan Uluslar arası Filistin Sivil Dayanışma Konferansı geniş katılımla gerçekleştirilecek.
Sudan eski Cumhurbaşkanı Müşir Suvar Ez-Zehep, ünlü İslam Alimi Yusuf Kardavi, Hamas Lübnan Temsilcisi ve Sözcüsü Usame Hamdan, Gazze’de boykotun kaldırılması çalışmalarını organize eden ve boykotu delen gemileri yönlendiren Cemal Hüdari, Sudan’dan İsam El Beşir, 48 Öncesi Toprakları Hareketi Başkanı Raid Salah, Dr. Saadettin Osmani, Tom Nelson, Dr. Enver İbrahim, Abdülaziz Es Seyyid, TBMM milletvekilleri, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım ve daha çok bir isim konferansa konuşmacı olarak katılıyor.
MESCİD-İ AKSA’DAN KUR’AN-I KERİM’LE BAŞLAYACAK
“Filistin’in daimi kurtuluşuna doğru” sloganıyla düzenlenecek olan konferansın açılışı Mescid-i Aksa’dan canlı olarak okutulacak olan Kur’an-ı Kerim ile başlayacak.
Konferansta Filistin’in kurtuluşu her açıdan ele alınacak. Aktivistler, düşünürler, hukukçular, gözlemciler, insan hakları savunucuları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sosyologlar ve tarihçiler, Filistin davasının geleceğini, İsrail terörünü ve bu teröre maruz kalan Filistin halkının yaşadıklarını anlatacaklar.
Filistin’in kurtuluşu için İslam dünyasına düşen görevler masaya yatırılacak.
KONFERANSI KİMLER DÜZENLİYOR?
İHH İnsani Yardım Vakfı, Dünya Müslüman Alimler Birliği, İslam Ulusal Konferansı, Gazze Ambargosunun Kaldırılması ve Filistin’in Kurtuluşu Uluslar arası Komitesi, Saldırıya Karşı Küresel Kampanya, Ulusal Arap Konferansı Örgütü, Dünya Müslüman Parlamenterler Forumu, Uluslar arası Kudüs Müessesesi, Filistin İçin İşbirliği Cemiyeti, Arap Doktorlar Birliği ve El Muctema Dergisi (Kuveyt) konferansı düzenleyen komitenin içinde yer alıyorlar.
Konferans bir çok Arap ülkesinde canlı olarak yayınlanacak. Konferansa Türkiye’den de büyük bir ilginin olması bekleniyor.
22 Mayıs Cuma günü saat 09:30’da Beylikdüzü Kaya Ramada Otel’de başlayacak olan konferans Cumartesi günü 23:00’da sona erecek. http://www.ihh.org.tr
Freunde sind wie Flüsse mancheiner führt viel Wasser mancheiner wenig mancheinem wird nur die Hand nass mancheinem wird die Seele gereinigt von Kopf bis Fuss
Es gibt Menschen sie sind überdeckt mit Seerosen wie ein trüber See... wie sehr man sich bemüht man sieht den Grund nicht. von weitem ist der Anblick anziehend betrügerich wenn man hinein Taucht wie sehr Irreführend... was wann kommt weis man nicht man hat Angst sich anzuschmiegen kann nicht vertrauen
Es gibt Menschen wie ein tiefer Ozean... im ersten moment erschreckent angsteinflössend in den Tiefen verborgen die Geheimnisse man versteht und lernt es kennen beim hineintauchen daneben fühlt man sich innerlich hohl
Es gibt Menschen wie ein fröhlicher Fluss... man kommt ihm nicht nah er zieht einen mit einen Platz zum festhalten zeigt er nicht die weisse Gicht wann wo er dich losläst ist nicht klar mit solch einem Menschen füllt sich das Leben nicht.
Es gibt Menschen ein ruhig fliessender Bach... macht den Menschen ruhig gibt behaglichkeit den Seelen dabei zusein ist die Glückseeligkeit. in der Stimme im Aussehen ist eine süsse Stille.
Es gibt Menschen verschieden mannigfaltig. jeder von ihnen besitzt einen anderen Karakter man muss es sehen prüfen das richtige finden vorallen dingen muss der Mensch Mensch sein...
Es gibt Menschen klar ein schimmerndes Meer es geht nichts ins leere wieviel ihr auch vertraut. man sieht den Grund alles ist klar man Taucht ohne Angst es erfüllt euch in einem Moment innen und aussen sind eins halte dich nicht zurück jedes Wort kommt von innen jede Tat aus der Seele...
"BUNUN ADI SAVAŞ" SHOW TV HABER. BİZCE ; "BUNUN ADI KATLİAM, BUNUN ADI İSLAM DÜŞMANLIĞI, BUNUN ADI YALAKALIK, BUNUN ADI MÜNAFIKLIK, BUNUN ADI GİZLİ YAHUDİLİK, BUNUN ADI MASONLUK"
Not: Show tv haber bülteninde bu başlığı ve savaş kelimesini ısrarla ve devamlı kullandı. Bunun adına daha ne demek gerek acaba?
CUMA NAMAZINDAN SONRA FİLİSTİNE DESTEK VE DUA İÇİN BEYAZIT'TAYIZ ARKADAŞLAR
Juba, gerçek adı, uyruğu ve özel hayatı bilinmeyen kahraman.Irak işgali sırasında bugüne değin 657 ABD askeri öldüren keskin nişancı. Öldürdüğü ABD askerlerini videoya çekerek sanal ortamda yayıyor.Irak İslam Ordusu adına çalışıyor ve keskin nişancılık eğitimi veriyor. Bağdat Avcısı lakabıyla da tanınıyor..Ancak ABD internet sitelerinde JUBA’nın videoalarını internet üzerinden temizliyor.ABD askerlenin korkulu rüyası Juba.İzleyelim ve görelim Juba nedir ne yapıyor..
“Cani değilim…
İnsanları öldürmekten hoşlanmam…
Fakat işgal ettiğiniz ülkemi savunuyorum…
Çocuklarımızın hayatından çaldığınız gülümsemeyi ve güveni savunuyorum…
Keskin nişancınızın vurup öldürdüğü 14 yaşındaki Şeyma’nın ölümünü asla unutmayacağım…
Ülkemize ziyaret için gelseydiniz sizi ülkenize güle güle uğurlardık…
Fakat ülkemizi işgal ettiğiniz için yaşadıklarımızın aynısını size yaşatacağız…
Annelerimiz ölülerimize ağladığı gibi annelerinizde ölülerinizi ağlayacak…
Atışlarımı ıskalamayacağıma dair kendime söz verdim..
İntikam için çocuğunu kaybeden her anneye bir kanas mermisi ayırdım…
Acaba tüm mermilerimi mi kullanacağım yoksa çoğunu sergileyip üzerinde…
“mesaj ulaşmıştır, Amerikan halkı evlatlarını kurtardı” yazısını mı yazacağım”
İlk Aşkımı,İlk Kavgamı,On Yedi Yaşımı Hatırlamam..Senin "İLK'im" Olduğun Kadar..
En Deli,En Hırçın Yıllarım Olan,Hayata Merhaba Dediğim O Yaşımın,Yirmilik Sancılarımın Bedenimi İnlettiği Acıları Hatırlamam; Seni Kaybettiğim De Verdiği Acı Kadar..
Ve Şimdi..
Belki Yeniden Sevebilme,Ömrümü Ömrüne Adama İhtimalim Olan Hayatımın Bu Anında..
Yani Şimdi,Hemen..
Rüzgarda Savrulan Saçlarımın Esintisi Yüzüne Değince.. Islanan Saçlarımı Dağıtışını Bir Daha Sana Hatırlatınca.. Yağmurun Sildiği Ayak İzlerim,Yeniden Senin Ardından İz Bıraktığında..
Gözlerimin Baktığı Yerde Seni Bulmasına.. İsmimin Senin Dudaklarından Yavaşca Bir Daha Süzülmesine..
Ne Dersin ?
Derdin, Bilirim..
Evet Derdin, Yanımda Olabilseydin..
Islak Saçlarımı Yeniden Dağıtırdın.. Bilirim.. Yeniden Soluk Alışında; İsmim Dökülürdü Dilinden Hece Hece..
Ve Sen Yeniden; HAYATIM Olurdun..
Seni;
Öfkelerimin,Serzenişlerimin Dilime Dolandığı Yerde Asılı Bırakıyorum.. Kollarım Açık,Tebessümüm Yüzüne Yansır Bir Halde.. Kımıldama Sakın..Tam Burada
Kal..
Olduğun Yerde..
Ve HOŞCA...
Kal...
Gülümsemelerle dolu ,iyi ve güzel akşamlar diliyorum...
Dem Schnee, dem Regen, dem Wind entgegen, im Dampf der Kluefte, durch Nebelduefte, immer zu! Immer zu! Ohne Rast und Ruh!
Lieber durch Leiden moechte' ich mich schlagen, als so viel Freuden des Lebens ertragen; Alle das Reigen von Herzen und Herzen; Ach, wie so eigen schaffet das Schmerzen!
Wie soll ich fliehen? Waelderwaerts ziehen? Alles vergebens! Krone des Lebens, Glueck ohne Ruh, Liebe, bist du!
10 Kasım 1938′den 10 Kasım 2008′e… Ulu Önder Cumhuriyetimizin Kurucusu ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk… Ölümünün 70. Yıldönümünde Seni ve Silah Arkadaşların ile kahraman Cumhuriyet Halkını saygı,şükran ve özlemle anıyoruz! …
Windows XP nin Ne Anlama Geldiğini Biliyor Musunuz ?
Sürekli Elimizin Altında Olan, Her Alanda Kullandığımız "Windows XP nin Ne Anlama Geldiğini Biliyor Musunuz ?"
Mesih'in 2000'li yıllarda geri dönmesini bekleyen yalnızca Vatikan değilmiş. Microsoft da, kendi çapında bir "Mesih operasyonu" yürütmüş.
Microsoft'un 2001 yılında piyasaya sürdüğü ve hâlen en yaygın kullanılan işletim sistemi Windows XP'deki "xp" Eski Yunanca'da "Mesih" anlamına geliyor.
KURTARICI WİNDOWS!
Microsoft, 2001 yılında piyasaya çıkardığı işletim sistemine İngilizce'de "deneyim" anlamına gelen "experience"ın kısaltması olarak lanse ettiği "XP" adını verdi. Windows XP'deki "xp" aslında İncillerin de kaleme alındığı dil olan Eski Yunanca da Christ'ın, yani Mesih'in kısaltması.
"Windows xp" kullanıcıları olarak hepimiz, adında Mesih olan bir işletim sistemindeyiz yani.
HIRİSTİYANLIĞIN SEMBOLLERİNDEN
Eski Yunanca'da "x" harfi "khi", "ro" olarak okuna "p" harfi ise "re" sesine tekabül eder. "XP" böylece, Yunanca'da "khristos" şeklinde yazılan Mesih'in kısaltması, giderek de sembolü olarak kullanılmıştır. Doğu Roma bu kısaltmayı, Hıristiyanlığı benimsemesiyle birlikte sembol olarak kullanmaya başlamış bundan bir haç modeli olan "khi ro haçı"nı çıkartmıştır.
MİCROSOFT DA BİGANE KALMAMIŞ!
Öyle anlaşılıyor ki Microsoft 2000'li yılların Hıristiyan alemi üzerinde oluşturduğu etkinin dışında kalmamış, son işletim sistemi modeline Hazreti İsa'yı kasteden "Mesih" adını takmış. Microsoft'un bu tutumu, Hollywood'da esen rüzgarla da paralel, çünkü Hollywood da 2000'li yıllara birer Mesih hikayesi olan Matrix, Yeşil Yol ve birer Kıyamet senaryosu niteliğindeki Armagedon, Yarından Sonra, Derin Darbe gibi filmler yaptı.
"HAÇLI SEFERİ"NE WİNDOWS DA KATILDI
Aslında, 2000'li yıllar Batı'da Hıristiyanlığın etkin konumunu başka vesilelerle de gösterdi. 11 Eylül 2001'deki saldırıların ardından ABD başkanı Bush bir Haçlı Seferine çıkm atan söz etti ve peşinden Afganistan ile Irak'ın işgali geldi. O zaman dehşetle fark ettik ki "haçlı seferi" düşüncesi Batı'da canlılığını zaten hiç kaybetmemiş: futbol takımlarından lokantalara, otellerden marketlere pek çok kurumun adındaki "crusade" ("haçlı seferi") ibaresinde yaşamakta. Öyle ki, ABD'de siyaseti belirleyecek bir konumu ele geçirecek güce erişmiş.
Microsoft gibi, Amerikan ve dünya ekonomisinin bir devinin de bu "haçlı ruhunun" kıyısında kalmayacağını, onu sahipleneceğini düşünmek akla aykırı değil.
Dünyada "üç" grup insan var: Bir şeyi yapan ve yürüten "küçük" bir seçilmiş grup. Bir şeyin yapılmasını seyreden "büyükçe" bir grup. Ne olup bittiğini bilmeden yaşayan "muazzam" bir kalabalık.
İrak yeni Filistin oldu.Amerikan emperyalizmi Ortadoğuda boğulacak. Müslüman direnişciler Amerikan askerlerine saldırıyor.Saldırılardaki ölü ve yaralılar kamuoyundan gizleniyor.
Türkiyedeki oliğarşi yeni 28 Şubatlar peşinde.MGK cuntası yeniden palazlanmak ve güçlenmek istiyor. Amerikanın Ortadoğudaki maşası olmaya hevesli işbirlikci iktidar İrak direnişini kırmak için ABD ile paslaşıyor.
Global ve yerli cuntalara karşı Direnelim
Amerikan Mallarını Boykot Edelim.Emperyalizme karşı kitlesel bilinci geliştirip eylemlerimizi sürekli kılalım.