MUHAMMET EMİN 的个人资料GüNeŞ_DoĞdU_ArTıK_BaTıLa...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


10月25日

TÜRK TELEKOMDAN BÜYÜK DOLANDIRICILIK İŞTE ÖZELLEŞTİRME BUDUR..

1 KASIM 2008 GÜNÜ SABİT TELEFONLARI SUSTURUYORUZ.
BU DEMOKRATİK HAKKIMIZI KULLANARAK BİZİ SOYANLARA EN AZINDAN BİR GÜN BİLE OLSA DUR DİYORUZ.
BU POSTAYI BÜTÜN TANDIIKLARIMIZA GÖNDERELİM
UNUTMAMAMIZ İÇİN TEKRAR BİLE GÖNDEREBİLİRİZ.
TÜKETİCİ KORUMA DERNEKLERİNİN ÖNCÜLÜĞÜNDE 1 KASIMDA SABİT TELEFONLARLA GÖRÜŞME YAPMIYORUZ.
BİR GÜNLÜK BU PROTESTO TELEKOMA OLDUKÇA AĞIR BİR  CEZA OLACAK.
BU POSTAYI BİR BAŞKA KİŞİYE GÖNDERMENİZ SADECE 2 DAKİKANIZI ALIR.
VE BU 2 DAKİKA BİZLERE ÇOK ŞEY KAZANDIRIR.
ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER.

 



Bir ev telefonundan 3.90 YTL lik görüşme yapılıyor. Telefon faturasının TOPLAM tutarı 19.25 YTL oy oy oy bu ne.  
Bu ne biliyor musunuz? Kış uykusuna pardon kış uykusuna değil koyun uykusuna yatırıldığımızın aslında yattığımızın resmidir. 
Sabit ücret: 10,43 Ytl.. bu rakam her konuşsanda konuşmasanda faturana yansıtılıyor...

Kdv matrahı : 14.54 bu ne anlam taşıyor vallahi billahi bilmiyorum. 
Katma Değer Vergisi : 2.62 üsteki kdv ile alttaki sanki aynı biri diğerinin kısaltılmış hali. Neden ikisi de kısaltılmış olarak yazılmamış. Yada ikisi de uzun hali ile yazılmamış 
Özel iletişim vergisi : 2.18 
-------------------------------------------------------- 
Toplam uyuma Parası : 19.25 

Aslında Telekom Panikte. Çünkü vatandaş uyanıyor. Sabit telefonlar birer birer iptal ediliyor. Bu nedenle reklâmlara başlamış Telekom. Ama yılda 2 milyar dolar kar yapıyormuş Telekom. ……………… 
Şimdi ünlü komedyen standalp uzmanı bu özelliğini halkı kandırmak için kullanıyor. CEM YILMAZ bu işten iyi para kazanmışa benziyor. 

(YENİ NUMARASI 11811) 
Kontrol ettik, 118 den bilinmeyen 
bir numaranin ögrenilmesi icin en az 60 saniye gerekiyor. Yani 8 kontor.
Baska bir deyisle eski parayla dörtmilyonücyüzyirmibin TL. 
Bir numara ögrenmek için Lübnanli sirkete bu kadar para 
ödüyorsunuz.
Türk Telekom Soygunu 118 ve 133 e dikkat !.. 

Turkçede buna resmen soygun hatta dolandiricilik denir. Özel Türk Telekom Servisleri Servis Numarasi ve kontur fiyatlarini okuyun da milletin nasil gizlice soyuldugunu gorun . 

Bu numaralar 110, 112, 121, 122, 123, 124, 126, 154, 155, 156, 158' 'i ararsaniz ücretsiz 113, 153, 163, 166, 169, 174, 175, 176, 179, 180, 181' 'i ararsaniz 60 saniyede atacak bir kontur icin icin 72.000TL .. 
185, 186, 187, 188, 189, 114, 117, 119, 130, 170, 171, 172, 173, 178, 182, 183, 184' 'u ararsaniz,15 saniye icin 288.000 TL. 

Simdi SIKI durun !.. 118' 'i ararsaniz 8 saniyede bir atacak kontur icin tam 540,000 TL, v! e 133' ' u ararsaniz 3.6 saniyede atacak bir kontur icin 1.200.000 TL, 
Dikkat ederseniz bilinmeyen numaralari aradiginizda dakikalarca bekletirler. Sürekli olarak banttan ' hatlarimiz dolu bekleyin' talimati verirler. Buna resmen dolandiricilik denir..
Turkiye''de 
bilinmeyen numaralari sormanin bu kadar pahali oldugunu Kim biliyor?
Insanlarin bilgilenmek icin kullandiklari ve dunyanin her 
yerinde bedava olan bu kamu yararina hatlarin fahis fiyatlarda 
olmasi talimatini kim verdi?.
Bu yazidan sonra hala bilinmeyen 
numaralari aramak istiyorsaniz cebinize dikkat edin.

Türk 
Telekom'un konusma ücreti/dakika 81.400 TL. oldu. GSM sirketlerinde bu rakam neredeyse benzer. 99.846 TL. Evden Cebi ariyorsaniz ödeyeceginiz 407.000 TL . Oysa GSM'den evi ararsaniz dakikasi 297.521 TL. Yeni patron getirdigi 'Milli Güvenlik riski' yaninda Türk Milletini de 'APTAL' yerine koyuyor anlasilan. 
LUTFEN PROTESTO EDIN. BU MESAJI OLABILDIGINCE YAYARAK YENI FIYAT POLITIKASININ DA BILINMESINI SAGLAYIN...
10月9日

Türkiye Şehidine Sahip Çık!!!!!!!!

 

 

Türkiye Şehidine Sahip Çık!!!!!!!!

Image Hosted by ImageShack.us

                  

Image Hosted by ImageShack.us

          


ŞEHİT;ELBİSESİ ATEŞTEN ,AK KUNDAK GİBİ KARA
TOPRAĞA SARILandIR
.


Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Şehidime " KELLE "Diyenin..İmanından Şüphe Ederim!!!!!!

 

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

 



Image Hosted by ImageShack.us

 

  

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us            

                                          

         

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

TÜRKİYE ŞEHİDİNE SAHİP ÇIK

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us    

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

 Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Askerden Vasiyet

 


ASKER'DEN VASİYET

Gene hangi dua’yı okudun anne,
Vurulduğum yerde güneş açtı
Yine mi ağlıyorsun anne,

Cennetime yağmur yağdı

Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil.
Öylece duruyor hayallerim, vatanım şerefsizlere yar değil.

İzin günümde be anam.
Yârime mektup yazdım o gün.
Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş,
Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım.

Birliğe döndüğümde erkenden yatmış,
Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla
Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım.

Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun
Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var.
Hiç olmadı be anam, hiç olmadı
Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım.


Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk.

O gece birlikte gittik nöbete.
Yolda bana "Sanki bu gece bir şeyler olacak" der gibi bakıyordu
Ama yiğitti söylemiyordu.
Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime.
Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte.

Nasıl oldu anlamadım!
Cemil " yere yat " dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi.
Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda
Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme.

Dudaklarım kurudu birden
Cemil " dayan " diyordu, ama ağlıyordu
Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi.

İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne.
Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde.
Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım
Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına.

Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi
Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun.
Vasiyetimizdir.

ARTIK BU ÖZELLİŞTİRMELER ÇOK OLMADIMI SİZCE??

Ya hu…
biz ne kadar da
özel(LEŞTİRİL)mişiz

Ô Ô Ô


Türk Telekom, Arap'ın.
Telsim İngiliz'in.
Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
İzmir Limanı Hong Konglu'nun.. .
Araç muayene işi Alman'ın.
Başak Sigorta Fransız'ın.
Adabank Kuveytli'nin.
İETT Garajı Dubaili'nin.
Avea Lübnanlı'nın.
Petkim? Ermeni'nin.

(Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık..

Ermeni...)
Rakı , Amerikalı'nın.
Finansbank Yunanlı'nın...
Oyakbank Hollandalı'nın.
Denizbank Belçikalı'nın.
Türkiye Finans Kuveytli'nin.
TEB Fransız'ın.
Cbank İsrailli'nin.
MNG Bank Lübnanlı'nın.
Alternatif Bank Yunanlı'nın.
Dışbank Hollandalı'nın.
Şekerbank Kazak'ın.
Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
Enerjisa'nın yar ısı Avusturyalı'nı n.
Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
İzocam, Fransız'ın.
TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
Demirdöküm Alman'ın.
Döktaş Fransız'ın.
Süper FM Kanadalı'nın.
Hepsi TÜRKtü.
Sadece 4.5 yıl önce.

Çok önemli....
ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR DiKKAT 9 MiLYAR VEYA

9 MiLYON DEGiL

9 TRiLYON DOLAR...

ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA KAPATACAK.

YAZIKLAR OLSUN....

KAPTIRANA, VERENE SUSUP SEYREDENE....

ALTI USTU BIR MAIL GONDERMEKLE

BU İŞ OLMAZ DİYE DÜŞÜNMEYİN LÜTFEN.

VATANINI SEVEN
HERKESE GÖNDERELİM, HEPİNİZİN BİLDİĞİ GİBİ ETİBANK öZELLESTİRİLECEK..
(VE ALICISI AMERIKA :-)

VEBOR İŞLETMELERİ ETİBANK BÜNYESİNDE....

 

KONULAN FİYAT 40 MİLYON $.

LÜTFEN BİR DAHA OKUYUN VE LÜTFEN HERKESE İLETİN...

YASADIĞIN
DÜNYAYI SORGULAYAMIYORSAN,

BARI ÜLKENİ SORGULA.....

ÖNEMLİ....

! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ..

Borla çalışan araba üretil di,Türkiye kiskacta.

Arabayi bor madeniyle calistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya cikti.

TÜRKİYE, dünyada bor rezervinin yüzde 70`ine sahip

ve uluslararasi teroristler Türkiye
uyanmadan
bu kaynagi ele gecirmeyi planliyor.

HANİ OSMANLI NIN TORUNLARI İDİK NE OLDU BİZE??

y1prwjz0ecabwf3kspjtxeetm9

 

OSMANLI'NIN Torunları Nerde???

Irak'ta 1.5 milyon insan öldü. Güney bölgelerde erkek nüfus gözle görülür şekilde azaldı.

İslâm dünyasının mazlum milletleri soruyorlar: "Osmanlı'nın torunları değil misiniz?" diye.

Niye böyle bir bekleyiş, böyle bir teveccüh var?

Bu teveccühün sebebi aynı zamanda küffarın onmaz Türk düşmanlığı'nın sebebi.

Osmanlı, Osmanlı'dan önce Selçuklu Türkleri küfür ordularına, Haçlı ordularına dünyayı dar ettiler. Dünyadaki zulmü kaldırmak için çalıştılar. Sömürmek maksadıyla değil, Allah-u Teâlâ'nın dinini yaymak ve adalet götürmek maksadıyla ülkeler fethettiler. Zâlimleri kılıçları ile boğdular.

Endonezya'dan, Amerika'ya kadar ellerinin uzanabildiği her yere insanlık ve yardım gönderdiler. İspanyol soykırımından müslümanları ve yahudileri kurtarmak için gösterdikleri gayretler, İngiliz ambargosu altında açlıktan ölmek üzere olan İrlandalılara gönderdikleri yardımlar bilinen ve bilinmeyen daha nice adalet ve yardım seferleri bütün karalama ve kötüleme kampanyalarına rağmen dünya insanlarının belleğinde bir yerlerde duruyor. Zâlim zulmünü pervasızca sergiledikçe, insanlar "Osmanlı nerede?", "Osmanlı torunları nerede?" diye soruyor.

Küffar bunu bildiği için Türk'ün elinden kılıcını almak için, bu milleti birbirine düşürmek için sinsi sinsi yaklaşık 10 yıldır büyük bir gayret gösteriyor. Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor. Bu milletin genlerindeki "Cihad" şevkini söküp atmaya çalışıyor.

Bu küffar gayretlerine destek olanlar, yangına körükle gidenler aynı gaye doğrultusunda küffarla işbirliği yapanlar çok büyük bir zulme ortak olduklarını bilmelidirler.

"Osmanlı" İdeali!

Hiçbir alakası olmadığı halde "Roma" hayali kuran bir sürü devlet var. Binlerce yıllık tarihi olan, dünyaya nizam vermiş onlarca devleti kuran bu milletin gönlünde yaşattığı özlem bu kıytırık ülkelerin "hayâl"lerinin çok ötesindedir.

Bu zamandan sonra kimse Osmanlı hanedanını Türkiye'ye getirip hadi padişahlığı yeniden kuralım diyecek değil. Ancak bu milleti millet yapan temel değerleri kaybetmemiş her bir müslümanın gönlünde "İlây-ı kelimetullah", "Dünyaya nizam verme", "Hak ve adaleti tesis etme" arzusu yatmasından daha tabii bir şey olamaz. "Osmanlı" kelimesi bu arzunun adeta terimleşmiş bir ifadesidir.

Bir müslüman olarak bizim dünyaya ilgimiz de bundan ibarettir. Gâvurun doymak bilmez sömürge iştahı ile müslümanın Allah-u Teâlâ yolunda canını ve malını harcama gayreti arasındaki fark, hakikat ile dalâletin, gerçek ile sahte'nin, dünya ile ahiretin arasındaki fark gibidir.

Gerçek ile sahtenin, hakikat ile dalaletin, adalet ile zulmün iyice birbirine karıştığı, karıştırıldığı bir devirdeyiz.

Zâlim işgal ve vahşetini "adalet" maskesi altında icra ediyor. Şeytanın kuklası dalalet zümreleri "Hakikat"i temsil ettiğini iddia ediyor. Sahteler ve sahtekârlar ortalığı istila etmiş "Gerçek budur!" diye yutturmaya çalışıyor.

Öyle karışık bir devir ki, akıl tutulmasına uğramamak neredeyse imkânsız.

Tek bir yolu var: Allah-u Teâlâ'nın ipine sımsıkı sarılmak, aklını ve fikrini Allah-u Teâlâ'nın düsturları çerçevesinde yola koymaya çalışmaktır. Bu da bu karışık devirde Allah-u Teâlâ'nın yönettiği ve kendisine yönelttiği hakiki Allah ehlinin rehberliğinde mümkündür.

Bugün yaşanan sıkıntıların büyük olması insanların dünya arzusu ile hareket eden, ahiretten nasibi olmayanların peşinden körü körüne gitmeleri yüzündendir. 

ÇAĞRI

“ÇAĞRI”

BİZ HAKKIN VE ADALETİN YANINDAYIZ.

 

We are near the truth and justice.

 

BİZ ZULÜM KİMDEN GELİRSE GELSİN ZALİMİN VE ZULMÜN KARŞISINDAYIZ.

 

We are against of oppression and cruel people who behave cruelty.

 

BİZ ZALİMİN VE MAZLUMUN DİNİNE, IRKINA, SINIFINA, MİLLİYETİNE VE CİNSİYETİNE ÖNEM VERMEYİZ.

 

We do not mind the cruel’s and aggrieved people’s religion, race, class, nationality and sex.

 

BİZ MAZLUM HER KİM İSE, ZALİME VE ZULMÜNE KARŞI MAZLUMUN YANINDAYIZ.

 

We are near the aggrieved people whoever it is, to oppose the cruel and oppression.

 

BİZ ZALİMDE OLSA, İNSANA DÜŞMAN DEĞİLİZ ANCAK İNSANDAKİ ZALİMLİĞE

VE KÖTÜLÜK DUYGUSUNA DÜŞMANIZ.

 

We  are not enemy to human who is cruel too, but we are enemy to sense of cruelty and badness inside human.

 

BİZ İNSANI ZALİM VE MAZLUM YAPAN SEBEBLERE, SİSTEMLERE, İMKÂNLARA VE İMKÂNSIZLIKLARA SAVAŞ AÇTIK.

 

We have started the war for causes, systems, posibilities and imposibilities which make cruel and aggrieved  human.

 

BİZ HAKSIZ YERE BİR İNSANIN ÖLDÜRÜLMESİNİ BÜTÜN İNSANLIĞIN ÖLDÜRÜLMESİ OLARAK GÖRÜYORUZ.

 

if someone is killed  due to inequity, we think all humanity is killed.

 

BİZ ZALİMLERİN KORKAK OLDUKLARINI BİLİYORUZ.

 

We know all cruel people are cowardly.

 

İNANIYORUZ Kİ, ZALİMİN ZULMÜ SONUNDA MUHAKKAK KENDİNE ULAŞIR.

 

We believe that certainly oppression of cruel people reach to himself at the end.

 

VE BİZ ASLA HAK’TAN VE HAKİKATTEN AYRILMAYACAĞIZ.

 

We do not ever  leave  GOD and REALITY.

 

BİZ TÜM BUNLARA “ÇAĞRI’’ YIZ.

 

We are INVITATION for all of them.

 

BİZ IRAK’IZ ,BİZ FİLİSTİN’İZ……

 

We are IRAQ, we are PALESTINE…

 

BİZ İNSANIZ.

 

We are HUMAN

9月17日

!!!!! WAR !!!!'' Bekle Bizi israil beklediğin her yerde ...bekle bizi israil beklemediğin her yerde ..."

272943758_3f5c5ad63e

 

İSRAİL
Özgürlüğü perdeleyen,
simsiyah,kara kuru,
kesif,gafil istin.
seni silecek
rahmetin adı kondu:
FİLİSTİN.
                                      Yaramın üstünde yürümeyi öğretti
                                           bana cellatın bıçağı.
                                       Yürümeyi, hem de yorulmadan yürümeyi.
                                            Direnmeyi öğretti.
                                      Direnmeyi.

                                      YÜCEL SARPDERE
 
 
 
FİLİSTİNLİ KIZIN FERYADI / PALESTINIAN GIRL
www.umutfm.com/izle.php?id=11625
9月7日

KIYAMET ALEMETLERİ MUTLAKA BAKIN

1

İlahiyatçı yazar Mehmet Paksu "Kıyamet alametlerinin yüzde kaçı çıktı?" sorusunun yanıtını aramış.
Kuran’a göre alametler büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ve küçük alametlerin de neredeyse hepsi çıkmış.
Paksu “buna göre dünyanın fazla bir ömrünün kalmadığı kanaatine varırız” diyor.

2

İlim ortadan kalkacak, cehalet yerleşecek.

3

Sarhoşluk veren içkiler yaygınlaşacak.

4

Çobanlar zenginleşerek bina yapımında yarışacaklar. Yüksek binalar artacak.

5

Adam öldürme olayları ve fitne artacak.

6

Elli kadına bir erkek düşecek derecede kadın nüfusu çoğalacak.
7

Kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak.

8

Kadınlar erkeklere benzemeye çalışacak.

9

Erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecekler.
10

Zina açıkça işlenir hale gelecek.

11

Kötülük ve fuhuş yayılacak.

12

Açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak.

13

İnsanlar hayatlarından bıkarak ölülere imrenecek

14

Allah allah diyecek kimse kalmayacak.

15

Geceyle gündüz birbirine eşit hale gelerek kıyametin kopuş zamanı yaklaşacak

16

Camiler süslenecek, ama ibadete önem verilmeyecek

17

Cihad ve irşad faaliyetleri terk edilecek.

 

bir blog daha

besmelexs3
 
 
gul-resimleri%20(13)
 
 
Kalemin ve kâğıdın kaldıramayacağı, harflerin ve imlânın taşıyamayacağı bir dert var içimde. Çilenin ifadesine kalksam, mübalâğa ölü doğar dudağımdan. Kelimeler tefritte çoğalırken ifratta can verir bütün mânâlar. Ancak yine de yazının bedenine ihtiyacım var. Ruh, kara mürekkebin ucunda şimdi...Keder, bütün zehirlerini sunuyor kadehime. Endişe, tüm zerrelerime varasıya dek kemiriyor hücrelerimi. Hüzünlerle örtülü gönül meclisimde sâkînin boynu bükük, peymânenin ateşi sönük... Ne dökülen meyin lezzeti var damağımda, ne de inleyen neyin ezgisi kulağımda... Derûnumda bütün ifâdeler tarifsiz ve bütün tarifler ifâdesiz... Nereye baksam acı, sancı, gam... Gün geçtikçe büyüyor kavgam. Âh ne yapsam? Ne yapsam da aralasam, aslında hiç kapanmayan kapıları... “Melâle âşina bir nesil” de gelse, bilirim, benim elemime lâl kesilir dilleri… Bilirim, ben yine kendimleyim. Gönül âyinemde kendimi seyrettim de, ahvâlim nihâyetinde tek kelime: Çile! Şimdi dolansam kırk zeytin ve bir testi su ile. Nâfile... Hani hikâyedeki gibi... Son haddine varasıya kadar suyla dolu bir bardağın üzerine konan gül yaprağı olsam. Girsem kapından. Âh ne yapsam? Ne yapsam da aralasam aslında hiç kapanmayan kapıları...Bunca dert ve onca kasvetten sonra kapanmayan kapıların son/ucundayım. Ey bana şahdamarımdan daha yakın olan Allah’ım! Şüphesiz Sen beni benden daha iyi bilensin. İnşirâh! Koca bir okyanusum, her damlası günah kokan bir suyum. İnşirâh!.. Yûnus diyor ya: Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı...
 
 
221024768sn3tj0
 
Tak etti bu gönül darlığı, dilimin tokmaklarına dayandı. İnşirâh! Yâ Allah! Hata ettim ve nihâyet Sen’in kapına geldim. Değil mi ki Sen; “Sen’in göğsünü açıp genişletmedik mi?” diyensin. “Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?”, “Sen’in şânını yükseltmedik mi?” kelâmını işitip de bir alev gibi titrememek, bir zelzele gibi kalbi titretmemek elde mi? Sevgili... Kelâmının her bir kelimesini kendine yâr edinen bu fakîr, kendini yalnız hissedebilir mi, ey Sevgili? Ben kendimi bıraktığımda bile beni bırakmayan ilâhî müjdeni sol yanımda taşıyorum. Yâ Mevlâ, dünyâ denen bu zindânda ancak böyle yaşıyorum. Hücremde... Kimse bilmez; sırrı ifşâ eden kamışların sesi her ân yankılanır içimin vâdîlerinde, gül kokusu getiren sabah melteminin âsûde esintileri yayılır içimin vâdîlerine. Kimse bilmez, bu dîvâne nasıl yaşar kalp kalesinde…Dünyâ bana büyük, dünyâ bana yük... Koca âlemi omuzlarıma, gönül âyinemi avuçlarıma koyuyor; ah yine de ağır basan ve cam kırıklarıyla parçalanan ellerimi kurtaramıyorum. Yaralarımı kendim saramıyorum. Soramıyorum sana ey her şeyimi, her zerremi bilen Rabbim... Ancak yine de bir cevap buluyorum kelâmında: “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”
 
 
gul-resimleri%20(54)
 

“Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”
“Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.” Ne olur, kuşat fikrimi hikmetinle. Ne olur, donat gönlümü muhabbetinle. Ve gayret... Bir işi bitirip diğerine koyulmam için bana gayret ihsan et, ne olur… Hayretimle geldim aslında hiç kapanmayan kapıların önüne. Kalbimi ve beynimi, hissimi ve fikrimi... Sîretimi, sûretimi... Benliğimi, kimliğimi eritip de geldim kapına. İnşirâh! Kapına geldim. Bir alev topu gibi yana yana geldim. Sana geldim. “Ancak Rabbine yönel ve yalvar.” diyen Sen değil miydin? Nihâyet Sana yöneldim. İnşirâh! Yâ Allah!Gönül ferahı istesem de, gönül refahı dilesem de bezm-i elestten bilirim güle kan, bülbüle figan düşüren hisseyi. Âşık ve maşûk ayırmaksızın herkese; «Belâ!» dedirten o suâli... “Elestü bi-Rabbikum?” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” “Belî…” Bundan gayrısını kabul etmez lügatim ve bundan başkasına dönmez dilim. İllâ belâ... Dünyâ sayfasında önüme bir mürekkep karalığıyla dökülen her belâ, süveydâ gibi, mücellâ bir ayna gibi durur sol yanımda. Sol yanım şerha şerha, elif elif... Ve o kadar muhtaç ki genişletip ferahlatmana... Yâ Allah! Biliyorum vebâlim çok. Anlatmaya mecâlim yok. Adının ezelî ve ebedî hürmetine bir âh çeksem yetecek hâlimin ifâdesine: Âh! İnşirâh! Yâ Allah!..Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge,
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı!

diyen Fuzûlî kadar,Kimsesiz bir kimse yok her kimsenin var kimsesi,
Kimsesiz kaldım meded ey Kimsesizler Kimsesi!
diyen Avnî kadar kimsesizim cihan denen zindanda.
Yâ Velî!.. Bir tek Sen varsın. Varsın ateşin bütün bedenimi sarsın. Sen bana iki dünyâda tek yârsın. Bu hakîr, bu fakîr ne yapsın da adım atsın râhına. Bunca dert, kasvet ve kederden sonra muhtacım inşirâhına.
Yâ Allah... İnşirâh! İnşirâh!

Senem Gezeroğlu

hadis16uxsc8

1ei0sevdasozlumfr7

114ox1sek5ti

 

 

 
 

Gönüllerin Duası

Allah'ım
Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir
hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle,
Ya Rabbi!

Allah’ım!
Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten
cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bakışımızı ibret,
Sukutumuzu hikmet,
Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Boşa bakanlardan,
Boşa susanlardan,
Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Zenginlerimizi hamiyetsiz,
Fakirlerimizi gayretsiz,
Alimlerimizi amelsiz,
İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Kandillerimizi hakiki kandil,
Düğünlerimizi hakiki düğün,
Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!

Allah’ım!
Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda
bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,
İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi!
Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!
Allah’ım!
Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığın
gibi,
Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla
üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!
Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma
iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,
cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,
bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam
ilkemiz haline getir Ya Rabbi!

Allah’ım!
Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

AMİNNNNN

Bizim Sözümüz

Bizim sözümüz DOSTA tatli
DUSMANA kursundur
NAMERTE hancer
MERTE candir
canimiz DOSTA feda
DUSMANA beladir
SEVDAMIZSA YUCEDIR NE ALINIR NEDE SATILIR

Doğru Yol

Niyet+Çaba= Doğru Yol
30/07/2008

YÜCE ALLAH bu âyetinde kesin bir vaadde bulunuyor, bir garanti veriyor.

“Biz yollarımızı göstereceğiz” buyuruyor. Bunu, mutlaka gerçekleşecek bir sonuç olarak bildiriyor.

Yalnız, bu vaade hak kazanmak için bir şart var:

Onun uğrunda çaba harcamak. Âyetteki orijinal tabiriyle, cehd etmek, cihad etmek.

Tabii, burada kastedilen şey, “cihad” kelimesinin zaman içinde ağırlık kazanan anlamı olan savaştan ibaret değildir. Gerçi zaman ve zemin gerektirdiğinde elbette o anlam da bu âyetin kapsamına girer. Fakat Allah uğrunda çaba göstermek, Onun uğrunda savaşmaktan çok daha geniş bir kapsama alanına sahiptir. Zaten bu âyet de Mekke döneminde, savaşın meşru kılınmasından senelerce önce inmiş bir âyettir.

ALLAH uğrunda çaba harcamak demek, herşeyden önce, imanını ciddî bir çaba sonucu elde etmek, korumak ve geliştirmek demektir. Şu veya bu kimse söylediği için yahut moda öyle olduğu için değil, bir tahkik sonucu iman eden, bunun için delil araştıran, gerçeği bulmak için çaba harcayan, yanlış bir yola sapmamak için gayret gösteren, Allah rızasına erişmek için ter döken kimsenin, bu âyetten ümitlenmesi için yeterli sebep var demektir.

Âyetteki vaadi düşünürken, bunun muhalif şıkkını da gözden uzak tutmamak gerekir:

Allah uğrunda çaba harcayanlara doğru yol vaad edilmiş olduğuna göre, bu uğurda ciddî çaba harcamayan kimse için böyle bir taahhüdün olmaması doğaldır. Çabalayan doğru yolu bulur; çabalamayan kimse için ise şaşma ihtimali her zaman var demektir. Evet, hidayet, başka âyetlerde de açıkça bildirildiği gibi, Allah’tandır; ancak Allah bunu taahhüt etmek için kulun göstereceği çabayı şart koşmuştur.

Dikkati çeken bir başka nokta daha var:

Âyet tek bir yolu göstermekten değil, “yolları” göstermekten söz ediyor. Gerçi bu, dinin birden fazla olabileceği anlamına gelmez; çünkü “Allah katında din İslâmdır”[1] âyeti böyle bir yoruma engeldir. Ancak, bu ifadede İslâmın genişliği açıkça görülmektedir. Gerçekten de, bu hak dinin içinde, onun esaslarından hiç sapmaksızın Allah’ın rızasına ulaştıracak pek çok yol vardır. Kıyamete kadar gelmiş ve gelecek bütün zamanlar, bütün toplumlar, bütün bireyler, kendi hayat şartlarına ve özelliklerine göre, bu geniş ve yüce din içinde kendilerini Rablerinin rızasına ulaştıracak bir yolu mutlaka bulabilirler.

Bu âyet-i kerime, dinin genişliğinden başka, âkıbet hakkında verdiği taahhütle de gönülleri rahatlatıyor. Böyle bir taahhüdü aldıktan sonra, artık Allah uğrunda çaba harcayacak bir kimsenin “Acaba yolda kaybolur muyum? Yanlış yapar mıyım? Fazla derine dalarsam boğulur muyum? Doğru yol diye sapıklıkların içine düşer miyim?” şeklinde endişeler taşımaması gerekir. Hakikati araştıranlar için bunda büyük bir rahatlık vardır. Ancak, çabanın yanı sıra, “niyet” şartını da unutmamak gerekir. Çaba “Onun uğrunda” olmalıdır. Eğer Onun rızasından başka bir amaç güdülmezse, bir de Onun rızasına lâyık çaba esirgenmezse, Allah da kulundan doğru yolu esirgemez. Böylece, âyet “niyet + çaba = doğru yol” şeklinde özetleyebileceğimiz bir formül ile bize kurtuluşun çaresini gösteriyor.

AYETİN (ve bu âyeti barındıran sûrenin) son cümlesinde de bu anlamı vurgulayan bir İlâhî yasaya gönderme yapılmıştır:

“Allah muhsinlerle beraberdir.”

Gerçi bu konu üzerinde daha başka bir bölümde ayrıca durulacaktır; ancak burada şu kadarını belirtelim ki, yukarıda anlatılan “niyet + çaba” formülü, yani, “sağlam niyet ve ona lâyık çaba” bu cümledeki “ihsan” kavramına açıklık getirmektedir.

Muhsin, ihsan sahibi demektir. İhsan ise iyiliktir. İyilik yapmak, yaptığını en güzel şekilde yapmak, iyi kul olmak, kulluk görevlerini en iyi şekilde yerine getirmek demektir.

Başka bir deyişle, “Onun uğrunda çaba harcamaktır.”

İşte bunu yapan kimse ile Allah beraber olur.Allah’ın beraber olduğu kimse de doğru yolu bulmuş demektir.

[1] Âl-i İmrân Sûresi, 3:19.a

Bermuda Sheytaan Üçgeni

Şeytanın tahtı deniz üzerindedir
02/08/2008

Efendimiz: “Şeytanın tahtı deniz üzerindedir.” buyurmaktadır. Burada “deniz” mutlak zikredilince, bu mahut ifadeden belli bir deniz manası çıkarabilir ve yeryüzünde belli denizlere şeytanın tahtgâhı diyebiliriz. Binaenaleyh ecinni ve şeytan taifesi buraya hükmetmekte, gemi ve uçakların elektronik cihazlarını çalışmaz hale getirerek onları batırmaktadır. Vâkıa cin ve şeytanlar “mearic” ve “nar”dan yaratıldıkları için, adeta güneşten gelen dalgalara maruz kalmış gibi bütün elektronik cihazları da alt üst edebilirler.

Ayrıca Efendimiz, “Helak olmuş cemaatlerin helak oldukları yerlere uğramayın. Ancak ağlayarak uğrayın.” (*) ikazında bulunmaktadır ki, bunun manası, helak olmuş ülkelere gidildiği zaman “Allah ile münasebet kurarak himaye-i ilahiyeye girin ki, onlara isabet eden şey sizlere de isabet etmesin.” anlamına gelmektedir. Bundan da, Cenab-ı Hakk’ın Sodom Gomorre, Âd ve Semud kavmi ve -doğruysa- Atlantis medeniyeti gibi Kendisine küfran ve tuğyan içinde bulunan toplumları yerin dibine batırdığı anlaşılabilir ve işte bu yerler daha sonra şeytanın tahtgâhı olmuştur. Nitekim havaya kaldırma ve uçurma mevzuunu Meğâzi yazarı İbn İshak şöyle ifade etmektedir: Efendimiz, Tebük’e giderken: “Tebük’e gittiğiniz zaman ben gitmeden sakın Tebük suyundan içmeyin ve dışarıya çıkmayın. Helak olmuş o cemaatin yerine de uğramayın.” buyurur. Ancak iki kişi bu emri dinlemeyerek helak olmuş o cemaatin yaşadığı yere uğrarlar. Netice itibarıyla onlardan bir tanesini korkunç bir fırtına alır ve çok uzaklara fırlatır, diğerini de ararlar, ama bulamazlar.

Buradan anlaşılmaktadır ki yok olma mevzuu, kadimden bu yana cereyan eden bir husustur. Bu meselenin telifini yapacak olursak, mücrim bir toplumun yaşadığı bu tür yerler, şeytanın tahtgâhı ve karargâhı haline gelmiştir. Her ne kadar onlar helak olup gitseler de o mel’un yere uğrayanların başına bir musibet gelme ihtimali söz konusu olabilir.

Mesele, ervah-ı habise, cin ve şeytanla da izah edilebilir

Acizane fakir, yukarıda sayılan hususların yanında Bermuda müsellesiyle alakalı böyle bir hususu nazara vermede fayda mülahaza ediyorum. Bazı kimseler birtakım iddialarda bulunsalar da, bu mevzuda yine de bazı açık kapılar vardır. Meseleyi, ervah-ı habise, cin ve şeytanla izah etme, elektronik cihazların çalışmaması/çalıştırılmaması gibi hususlara kadar geniş alanlı tesire daha uygun düşüyor gibi…

Bermuda Şeytan Üçgeni, Ay gibi bir kısım taş parçalarından gelen, şeytanın saltanatına ait bir müdahale de olabilir ki, ervah-ı habise, Güneş’in etrafında dönen peyk, seyyare ve bazı taş parçaları üzerinde taht ve otağ kurmuşlardır. Oralardan gelip insanları rahatsız edebilirler. Hatta uçan daire diye bilinen şeylerin arkasında da bunlar olabilir.

* * *

Nasıl ki, yeryüzünde bazı mukaddes yerler var, aynen onun gibi bir de ervah-ı habisenin hükümfermâ olduğu bazı habis yerler vardır.

Mesela Kâbe-i muazzama, Sidretü’l-müntehaya kadar mukaddestir ve Kâbe’dir. Sidretü’l-müntehaya kadar melaike-i kiram Kâbe’yi tavaf ederler. (Hatta oranın rical-i devleti hacda helikopterlerle Beytullah’ın etrafında tavaf ederler.) Ne kadar yukarıya çıkılsa da Kâbe’nin etrafında yapılan tavaf, yine tavaf sayılır. Çünkü Sidre-i müntehaya kadar Kâbe, Kâbetullah’tır. Binaenaleyh Allah burayı takdis etmiş, binlerce enbiyayı bu mukaddes yerin etrafında koşturmuş ve metâfı binlerce enbiyanın merkadi haline getirmiştir; evet insanların bugün tavaf ettiği Beytullah’ın etrafında “ehl-i keşfi’l-kubur”un beyanına göre üçyüz-dörtyüz kadar peygamber kabri mevcuttur. Bu yer, Allah’ın yeryüzünde takdis buyurduğu, tazim ve tebcil ettiği insanları tebcil ve takdirine arz ettiği mukaddes bir yerdir ve burası ervah-ı âliyenin metafıdır. Bu mekan, bir bakıma kalbtir, yani küre-i arzın kalbidir. Bu kalb attığı müddetçe, küre-i arz da manevi yapısını ve hayatiyetini devam ettirir. Efendimiz’in bu kalbin yanı başında zuhur etmesi de üzerinde durulacak ayrı bir konudur.

Bir de kalbin yanında lümme-i şeytaniye vardır. Kalbe ilham geldiği gibi, şeytanın oklarının hedefi olan lümme-i şeytaniyeye de vesveseler, tereddütler ve şüpheler gelir. Kâinatların kalbi mahiyetinde atan küre-i arzın bir tarafında bir kalb vardır ki, orası kalbü’l-küre, yani Beytullah’tır. Kalbin başka bir yanında, bir lümme-i şeytaniye vardır ki, orası da şeytanın otağıdır. Yeryüzünde bütün şeytanlığa ait idarelere dair emir ve fermanların hepsi oradan gelir. Efendimiz sahih hadisiyle, şeytan tahtını, sergisini denizin üzerine atar. Bütün ordusunu insanların içine salar ve akşam döndükleri zaman hepsini dinler, “Sen ne yaptın, sen ne yaptın?” diye yaptıkları şeyleri onlara bir bir sorar. Onlar da, “Ben namazı terk ettirdim.. ben harama baktırdım...” şeklinde cevaplar verirler. Bunlar münferid hadiseler olduğundan şeytanı memnun etmez. Sonra, “Sen ne yaptın?” diye başka birisine sorar. O da, “Ben bir kadını kocasından ayırdım.” der. Bunun üzerine şeytan, “Aferin” diyerek onu yanına alır ve oturtur.

Her fizik vakasının arkasında metafizik bir güç vardır

Bundan da anlaşılmaktadır ki, insanların manevi yapıları üzerinde bu şerirler, şerâre meydana getirirken bir saltanat hesabına çalışmaktadırlar. Şeytana takılmış ve dalalete düşmüş, şeytanın adına helak olmuş yerler bir bakıma bunların eyaletleri, valilikleri ve pâyitahtlarıdır. Bunun için sahih hadiste, “Geçmiş kavimlerin helak oldukları yerlere uğramayınız. Uğradığınız zaman ağlayarak uğrayınız.” buyurulmaktadır. Bundan da, şeytanların bazı yerlere sahip çıktıkları ve o yerin onun neticesinde helak olduğu, medeniyetlerin pâyimâl olup yıkıldığı, ancak onların oradaki sultasının şeytan müsellesi (üçgeni), murabbası (dörtgeni), muhammesi (beşgeni) veya müseddesi (altıgeni) halinde devam ettiği anlaşılmaktadır. Atlantik Okyanusu’nda üçgen, daha başka yerlerde de insanlığı ifsat etmek üzere şeytan müseddesleri vardır. Orada da insanlar, tıpkı bir avcının ağına tutulmuş bir ahu gibi tutulup gitmektedirler. Şeytan üçgeni de işte böyle şeytanların hükümferma oldukları bir yer olabilir ki, kendilerine karşı kötülük yapıldığı, insanlar bir kötülük içine girdikleri zaman o türlü belalara maruz kalabilirler.

Ben bu meseleyi anlatırken bu mevzuda kati bir dinî nas bilmemenin yanında, bir kısım dinî ifadelere dayanarak izah etmeye çalıştım. Bununla beraber Bermuda Şeytan Üçgeni, atmosferdeki bir keyfiyetin ifadesi ileride keşfedilecek başka bir şey de olabilir. Ancak şu bilinmelidir ki, yeryüzünde câri her hâdisenin verâsında, yani her fizik vakasının verâsında bir metafizik güç ve kuvvet vardır. Her mülkün verâsında bir melekût, her şehadetin verâsında da bir gayb vardır.


8月31日

Riya

003
"Ya göründüğün gibi ol veya olduğun gibi görün" 
 
 
 

İhlas, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nafile bütün ibadetleri, Allah rızası için yapmaktır.

Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için yapılan ibadette ihlas olmaz, riya olur.

Böyle ibadete sevap verilmez. Günah olur, azaba layık olur. Haram işleyenlerle, bid’at ehli ile, kâfirlerle, arkadaşlık, komşuluk edenlerin ihlasları kalmaz.

   

 Riya kötü huylardandır ve bir şeyi olduğunun tersine göstermektir. Kısaca, gösteriş iki yüzlülük demektir. İbadetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır

 

Sözleri veya ibadetleri riya ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna Münafık denir. Din bilgisi yoksa, buna Din yobazı denir.

 

 

001 

 

 

Hazret-i Ali buyurdu ki:
"Riya sahibinin üç alameti vardır. Yalnız iken tenbeldir. İnsanlar arasında iken çalışkan ve hareketli  görünür. Övüldüğü zaman çok çalışır. Kötülendiği zaman çalışmasını azaltır."
 

 

 Abdullah-ı İsfehani hazretleri de; “İbadetin afeti; riya ile başkalarının işitmesi için ve Allahü teâlâdan başkası için yapmaktır”  buyurmuştur.

 

 Başkalarının sevgisine ve övmesine kavuşmak için, dünya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. 

 İbadet yaparak Allahü teâlâdan dünya menfaatlerini istemek, riya olmaz.

 

001
 
 
Allah rızası için, arkadaşını veya bir hastayı ziyaret eden için, Allahü teâlâ buyurur ki: Ne güzel ettin. Cennette kendine bir köşk hazırlamış oldun.Buhari

Allah rızası için cami yapana Cennette bir köşk verilir.
Taberani

Kim Allah için gazabını yenerse, Allah da ondan azabını def eder.Taberani
 
 
001
 
 
Allah rızası için, ana babasına itaat ederek güne başlayana Cennetten iki kapı açılır. İ. Asakir

Dünya ve ahiret hayırlarına kavuşmak için, Allah’ı ananlarla beraber ol, hep Allah’ı an, Allah için sev, Allah için buğzet. Ebu Nuaym

İbadetleri ihlas ile yap! İhlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yetişir. Ebu Nuaym
  
 

001

 

 

Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.Müslim

Sabırlı ve ihlaslı olanlar, hesaba çekilmeden Cennete girer.Taberani

40 gün Allah için ihlasla ibadet yapanın, kalbinden diline hikmet pınarları akar. Ebuşşeyh
  


İhlaslı olanlara müjdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları içinde, parlayan ışıklardır.E. Nuaym

İhlasla “La ilahe illallah” diyen Cennete girer. Bezzar

Cennetin güzel köşkleri, Allah rızası için birbirini sevenler içindir. Ebuşşeyh

 

Allah rızasından başka maksat için ilim öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın! Tirmizi

Kur’an-ı kerimde salihler övülürken buyuruluyor ki:
Onlar, kendi canları çekerken yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz derler.İnsan 8,9

 

bir hadis

besmele6
 
 
Agrıdan şikayet ettiğin zaman ağrıyan yere elini koy ve
"Bismillahi eûzü bi izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidü min vecai hâzâ" oku. Sonra elini kaldır bu duâyı (tek sayıda olacak şekilde) tekrarla.
 
(hadis-şerif_Muhtaru'l-Ehâdis)
 
 
y1pvs2oM3MsETLviodQzDhZkXQVInVqACEXmBZ4FBuIm19946JFLD5CjP3VBdKJp5KF

En Münafık Günah: Gıybet

beesmzeleki3
 
 
güzel konuşun ya da susun; YA HAYIR KONUŞUN YADA SUSUN 
 
 
 
 
ayethadisguzelsozdua18api2
 
 
 
GIYBET
 
 Gıybet, bûyûk günahlardan olup ; bir kimsenin aleyhinde incitici, küçük düşûrücü söz  ve davranışları ifade eden ahlâkî bir terimdir.
 
 Bir kimsenin gıyabında gerek onun şahsıyla ilgili maddî, manevî, bedenî ; dünyevî, ruhî, ahlakî ve dini kusurlarından söz edilmesi, gerekse onun çocukları, eşi, annesi, babası ve diğer yakınlarının kusurlarının anlatılması gıybet sayılmıştır. Ayrıca gıybetin sözle olduğu gibi yazı, îma, işaret ve taklit gibi davranışlarla da olabileceği belirtilmiştir.
 
 Bu tür söz ve hareketlerin gerçeği ifade etmesi onun gıybet olma niteliğini değıştirmez. Nitekim, sevgili Peygamberimiz(Aleyhisselatuvesselam) bu konuya dair hadisinde bulunan kusurlarla anmanın gıybet olduğunu, kendisinde bulunmayan bir kusuru ona isnat ederek aleyhinde konuşmanın ise iftira olduğunu bildirmiştir.
 
İslam alimleri, âyet ve hadislerdeki beyanlara dayanarak, insan onurunu zedeleyen, toplumda dargınlık ve düşmanlıklara yol açan bir davranış olmasını dikkate alarak gıybetın haram olduğundan ittifak etmişlerdir.
 
 Gıybetin yapılması gibi, dinlenmesi de haramdır.  İslam alimleri, sözle veya fiîli olarak  gıybet edene engel olunması, bunun mümkün olmaması halinde gıybet edilen meclisin terk edilmesi, bunun da münkün olmaması halinde gıybete karşı bir hoşnutsuzluk içinde başka
Seylerle uğraşılmasının gerektiğini belirtmişlerdir.
 
 Gıybet ederek günaha giren bir kimsenin, bu günahından kurtulması için yalnizca tevbe etmesi, Allah tan af ve bağış dilemesi yeterli değildir. Hem tevbe etmesi, hem de kardeşine giderek ondan hakkını helâl etmesi istemelidir. Ancak o zaman günahından kurtulmuş olur.
 
 
barreblancherosecc6
 
 
 
Image Hosted by ImageShack.us Gizli gıybet:
 Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (hucurat 12)
 
Image Hosted by ImageShack.usAlenî sade gıybet:
Sevgili Peygamber (a.s.m.) gıybeti Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" şeklinde tanımlamış "Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemen gıybettir
 
Image Hosted by ImageShack.usİftiralı gıybet:
 Peygamber (a.s.m.) devam eder: "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun.” İftira, kusurların en çirkinidir.
 

Image Hosted by ImageShack.usMünafıkâne/ikiyüzlü gıybet:

Gıybetin en utanç verici biçimidir ki, İmam Gazalî buna ‘münafıkâne gıybet’ demiştir. Gıybeti yapan şöyle der: “Allah affetsin, o da bizim gibi bazen karıştırıyor", "İnşaallah düzelir, daha iyi olur.” Bu gibi sözlerle görünürde hakkında konuştuğu kişiyi sevdiğini, iyiliğini dilediğini demeye çalışmakta; ama gizliden gizliye de o kişinin bozulmuş olduğunu, yanlışlar yaptığını ima etmektedir. Dinleyenin ikiyüzlülüğü de şu şekildedir: "Boşver gitsin, gıybet oluyor." Bunlara benzer sözleri söylerken, aslında gıybeti gerçekten engellemek istemiyor; görünürde aksini savunsa da, içten içe o kişi hakkında gıybet yapılmasından hoşlanıyor.

Image Hosted by ImageShack.usSöz taşımalı gıybet:

İnsanların sözlerini muhataplarına ara bozmaya yol açacak şekilde taşımak biçimindeki gıybettir. Şöyle der Peygamber(a.s.m.): “Arabozucu, söz taşıyan cennete giremeyecektir."  Kur’ân bizi uyarır: Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.(hucurat suresi 6)

 

 

35lh3

 

GIYBETTEN NASIL KORUNURUZ diye düşünmemiz gerekiyor, güzel ahlak eğitim yapmaliyiz

 
Image Hosted by ImageShack.usGıybet yapmamak ,insanların ayipların peşinde olmamak

Image Hosted by ImageShack.usÖvünmemek ve başkalarını küçümsememek

Image Hosted by ImageShack.us Kıskanmamak/kıskandırmamak

Image Hosted by ImageShack.us İkiyüzlü olmamak

Image Hosted by ImageShack.usKendini temize çıkarmamak: “Onun yüzünden yaptım” diyecek gibi ,Kusurumuzu kabul etmeliyiz

Image Hosted by ImageShack.usEğlence için aşağılamamak

Image Hosted by ImageShack.usÜzüntü veya öfkeye teslim olmamak

Image Hosted by ImageShack.usGıybet salgınına karşı korunmak

Image Hosted by ImageShack.usFailleri gizlemek: Gıybetten korunmanın susmaktan sonra gelen en kestirme yoludur. Kötülüğü sahibinden soyutlayarak zemmedersek gıybet yapmış olmayız. “Adamın birisi sürekli yalan söylüyordu, bir tanıdığım sürekli burnunu karıştırıyordu...” Bunlar şükür ki gıybete bir şartla girmezler: Sizi dinleyenler o kişinin kim olduğunu tahmin edemiyorlarsa gıybet değildir; ama vasıflarından tanımaları hâlinde ismini söylemeseniz de gıybete girer. Kişinin kendisi kendini tahmin etse sorun değil, birisi burnunu karıştırıyorsa, bunu herkes de yapabilir. Ancak isimler meçhul olduğunda bile, iftira, aşağılama gibi şeyler her hâlükârda yasaktır.

35lh3

 

 

 

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?"

"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine:

"Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam:

"Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi. Aleyhissalatu vesselam:

"Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir."

barrierelignesot1

 

 

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

"Ey Allah'ın Resûlü, sana Safiyye'deki şu şu hal yeter!" demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve:)

"Öyle bir kelime sarfettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsad edecekti" buyurdu. Hz. Aişe ilaveten der ki: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi:

"Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz veya fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile!"

 

 

barrierelignesot1

 

 

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı.

"Ey Cebrail! Bunlar da kim?" diye sordum.

"Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir."

 

barrierelignesot1

 

Müstevrid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kim bir müslüman(ı gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilirse, Allah Teâla Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebebiyle bir makam elde eder (orada salâh ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah Teâla Hazretleri Kıyamet günü onu mürâiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürailere münasib azabla azablandırır.

 

barrierelignesot1

 

Sa'id İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Ribânın en kötüsü, haksız yere müslümanın ırzını (manevi şahsiyetini) rencide etmektir."

 

 

barrierelignesot1

 

Muaz İbnu Esed el-Cüheni radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kim bir mü'mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için, Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de müslümana kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, Kıyamet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder." 

 

ayethadisguzelsozdua4wo1

duamuminsilahidiryb5

 

 

Allahım beni, bizi ve gıybeti yapılan kişiyi affet.

Rabbimiz herkesi samimiyeti ölçüsünde muvaffak kıl.

Allahim seni hamdinle tesbih ederim sende başka ilah olmadiğina şehadet ederim senden mağfiret diliyorum sana tevbe ediyorum.

Rabbimiz katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster ve bizi başarılı kıl.

Ey Rabbim! Bana, bize temiz rızık ver ve sâlih amel nasîb et.

Ya Rabbi! Yaratılışımı, vücudumu güzelleştirdiğin gibi, ahlakımıda güzelleştir.

Ya Rabbi! Senden; düzgün bir yaşayış temiz bir ölüm ve mahcup olmayacağım bir geri dönüş huzura varış istiyorum

(amin ecmain) 

 

cennete ilk giren kadin

248by3
 
 
 

CENNETE İLK GİREN KADIN

 

         Hazreti Fatımatüzzehra (r.a.) Hazretleri bir gün babası Peygamberimiz (s.a.s.)'e:

     -Babacığım cennete ilk önce kadınlardan kim girecek? diye sordu.

     Peygamberimiz (s.a.s):

     - Falan mahallede bir kadın var. O kadın ilk cennete girecek kadındır, buyurdular.

     Hazreti Fatıma çok merak etmişti:

     -Benden de mi evvel girecek babacığım? diye sordu.

     Hazreti Peygamberimiz:

     -Senden de evvel girecek. İstersen git de bir tanış. O zaman sen de neden önce onun gireceğini öğrenirsin, buyurdular.

     Hazreti Fatıma'nın o kadın hakkındaki merakı iyice artmıştı. Bir gün kadının evini sora sora buldu, kapısını çaldı. İçerden ihtiyar bir kadın sesi duyuldu:

     -Kim o?

     Hazreti Fatıma, kendisini tanıtıp görüşmek istediğini söylediğinde kadın:

     -Canım sana feda ey Allah Resulünün kızı sizinle çok görüşmek arzu ederdim. Fakat dışarı çıkamadığım için ziyaretinize gelemedim. Kocamdan izin almadan size kapıyı açamayacağım. Sizden çok özür dilerim. Yarın gelirseniz içeri girmeniz için izin alır kapıyı açarım, görüşürüz, dedi.

     Hazreti Fatıma geri gitti, kadın da meseleyi anlatıp kocasından izin aldı. İkinci gün kadınla görüşeceğine emin olarak gelen Hazreti Fatıma yanına Hazreti Hasan'ı da alarak geldi. Kadının kapısını çalarak geldiğini bildirdi. Fakat kadın Hazreti Fatıma'nın yanında bir çocuk bulunduğunun farkına varmıştı. Hazreti Fatıma'ya:

     -Yanınızda bir de çocuk var. Ben yalnız sizin için izin almıştım. İçeri siz girebilirsiniz, fakat çocuk dışarıda kalır. İsterseniz yarın gelin onun için de izin alayım, beraber içeri girersiniz, dedi.

     Hazreti Fatıma ikinci defa içeri giremeden geri döndü. Üçüncü gün yanına Hazreti Hüseyin'i de alarak gitmişti. Kapıda yine aynı durumla karşılaşarak Hüseyin'i içeri alamayınca geri dönmek zorunda kaldı. Üçüncü gün üçü birden gittiklerinde kadın kocasından her üçü içinde izin almıştı. İçeri girdiler. Hazreti Fatıma bir de baktı ki, içerden kendisini karşılayan dışarıda sesinden tanıdığı kadın değil. Genç ve güzel bir kadın... Hayretle sordu:

     -Sizinle dışardan konuşurken sesiniz başka idi, şimdi başka, bu nasıl oluyor? dedi.

     Kadın:

     -Sizinle konuşurken sesim dışarı çıkmakta idi. Ben de sesimi yabancı erkek duyar da günaha girerim diye ağzıma taş parçası alarak konuşuyordum. Şimdi ise o taşı çıkardım, dedi.

     Hazreti Fatıma'nın gözleri yaşarmıştı. Babasının neden cennete evvela bu kadının gireceğini söylediğini anladı.

     Kadın Hazreti Fatıma (r.a.)'ya:

     -Ey Allah Resûlünün kızı! Acaba ben kocama karşı vazifemi ifa etmiş oluyor muyum? Allah beni kocama itaatsizlikten dolayı hesaba çeker diye korkuyorum, dedi.

     Hazreti Fatıma babasının müjdesini bildirdi:

     -Hayır! Sen bilakis babamın cennete ilk girecek kadın diye müjdelediği birisin. Hiçbir kadın sizin yaptığınızın onda birini bile yapamaz, dedi.

     Ve cennete ilk girecek olan kadınla bir hayli sohbet ettikten sonra müsaade isteyerek oradan ayrıldı.

 
 
 
 

bir hadis_Olgun bir mü’min

besmeleanimiox1

 

 

Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla soruyor:  "Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"

Dede tatlı bir gülücükle: "Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum."

deyince torun: "Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der.

Dede: "Evet yavrum. ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye cevap verir.

Torun yeniden sorar: "Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?"
Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa: "Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı?Kılınmadı. O ezan "Namazsız ezan"dı. insan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da "Ezansız namaz"dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına. 

 

 

 ezan1da8

 

 

"Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrum öMüR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa geçirme. ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!"

 

 

untitledyjyutj